Hayatı şiir olan köy öğretmeni

Hayatı şiir olan köy öğretmeni

Okurken a-ğladım Ve o ışık sönüyor… Bu sözler son sözleri olmuştur oyunun ortasında futbol topu patlıyor. Futbol oynadıkları alandan topu tamir etmek için okulun bir sınıfına doğru yöneliyorlar. Şefik Sınığ topu tamir etmeye başlıyor. İçerideki insanların ağırlığına dayanamayan sınıfın tabanı çok fazla sallanıyor. Zaten tahta tabandan örülmeye başlanarak yapılmış olan duvar bu sallantıyla da yıkılıyor. Orada bulunan herkes aniden kaçışıyor. Ama Şefik Sınığ kaçamıyor ve duvarın altında kalıyor.

Yıkıntıların arasından hemen çıkarılsa da ağır yaralanmaktan kurtulamıyor. Çivril’deki öğretmen arkadaşlarına haber veriliyor. Süleyman Çavdaroğlu, Rüştü Özen, Hasan Başkaya, Mehmet Reşit Akay ve birkaç kişi daha bu çağrı üzerine ilçeden ayarladıkları bir kamyonla Sütlaç’a geliyorlar ve ağır yaralı Şefik Sınığ’ı Çivril’e getiriyorlar. “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin…” Şefik Sınığ’ın ölmek üzereyken sık sık tekrarladığı son sözleri.

Ünlü şair Ceyhun Atuf Kansu’nun bu şiiri, bir köy öğretmenin gerçekten yaşamış olduğu acıklı öyküsünü konu alır. Çocukluk ve gençlik yıllarımızda okullarda eğitim görürken, sık sık Ceyhun Atuf Kansu’nun “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiiri okunurdu. Okunurken de kimi zaman duygulu bir müzik eşlik ederdi. O yüzden günümüzde de yaygın olarak bilinir ve dinleyenin içini bir hüzün kaplar. Şiirde anlatılan kişinin yakın yıllara kadar bilinen, köy enstitüsünden mezun bir öğretmenin üzerine duvar devrildiği ve bu olay sonucunda da öldüğü şeklindeydi. Ama kim olduğu, nerede yaşadığı ve nasıl öldüğünün ayrıntıları yeterince bilinmiyordu.

Ayrıca merak edilen bir konu da ünlü şair Ceyhun Atuf Kansu bu şiirini kendi hayalinde kurgulayarak mı, yoksa gerçekten yaşanmış bir olaya dayandırarak mı yazdığıydı. Ama gerçek olanı, bu şiire konu olan öğretmen yakın bir zaman diliminde yaşamış olduğudur. Hâlbuki bu öğretmenin adı, bu şiirin basılı olduğu birçok yayında zaten yer almaktaydı. Ceyhun Atuf Kansu’nun sözü edilen “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiiri neredeyse herkes tarafından bilinmesine rağmen, bu şiire konu olan köy enstitülü öğretmenin kim olduğu bilinmiyordu. 1949 yılından 2000 yılına kadar da bu düğüm çözülememişti.

Ancak bu ve diğer benzer bilgiler, hiç umulmadık zamanda ortaya çıktı. Bu olayı ve ilgili ayrıntıları, gururla söyleyebilirim ki Denizli- Çivril’de yaşayan bizler, 1999 yılında ortaya çıkardık. Bu konularda benim de önemli çabam oldu. Tüm bilgileri 2000 yılında kamuoyuyla paylaştım. Yaşamakta olduğum Çivril’de birçok köy enstitülü öğretmen vardı (2019 yılı itibarıyla sadece Şefik Sınığ’ı tanıyan ve aynı köy enstitüsünden mezun olan Mehmet Reşit Aydeniz hayatta) ve bu öğretmenlerin birçoğu yine Şefik Sınığ gibi Isparta- Gönen Köy Enstitüsü’nden mezundu. O nedenle beraber öğrenim gördükleri okuldan da çok iyi tanıyorlardı.

Konuya benim de dâhil olmam bir tesadüfle gerçekleşti. 1999 yılıydı ve yaşı hayli büyük olan öğretmen ağabeylerle Çivril’in parkındaki Öğretmenevi’nde oturuyorduk. Bu konuşmalar sırasında bir öğretmen, Çivril İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Karkın’a giderek, Şefik Sınığ’ın eskiyen mezarının yeniden yapılmasını önerdiğinden söz etti. Konuyu merak etmem üzerine, orada bulunan öğretmenler bu olayı bana anlattılar. O gün öğrendiğim ve benim için önem taşıyan bir konu da, babam Hasan Başkaya’nın da Şefik Sınığ’ın arkadaşı oluşuydu Babam ben çocukken ölmüştü. Sınığ çocukluk yıllarında Konya- Seydişehir’de yaşamakta iken anne ve babası birbirine yakın yıllarda ölüyor.

Hem yetim hem öksüz kalan Şefik, Çivril’de PTT müdürü olarak görev yapan eniştesi ve halasının yanına sığınıyor. Okul çağı geldiğinde o yıllarda ilçenin tek okulu olan 30 Ağustos İlkokulu’nda öğrenime başlıyor. Çivril’deki okulda beraber öğrenim gördüğü okul arkadaşları, Şefik’i burada tanıyorlar. Aynı arkadaşlarından kimileri, daha sonradan Isparta- Gönen Köy Enstitüsü’nde de okul arkadaşları oluyor.

Yakın yıllara kadar hayatta olan ve Isparta- Gönen’de Şefik Sınığ ile aynı okuldan mezun olan Rüştü Özen babamın da arkadaşıydı. O da o yılların tanığıydı ve çok iyi hatırlıyordu. Bu konunun ortaya çıkmasına o da büyük önem verdi. Daha çok onun anlattıkları konuyu iyice açığa çıkardı. Çivril İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü birkaç hafta sonra eski mezarı yeniletti. Mezarın üzerine kırk beş derecelik açıyla konan mermer bloğa şiirin bir bölümü yazıldı.

Rüştü beyle birlikte 30 Ağustos İlköğretim Okulu kayıtlarından Şefik Sınığ ile ilgili evrakların birer kopyasını çıkarttık. Siyah beyaz bir fotoğrafını bulup büyülttük. Böylece gerçek kimliği ortaya çıkmış oldu. Bütün bunlar gerçekten çok önemliydi. Şefik Sınığ ile ilgili önemli bilgiler Doğum yılı: 1925 Ölüm yılı : 1949 Anne adı : Nazife Baba adı : Hulusi İlk görev yeri: Afyonkarahisar- Dinar, Sütlaç köyü İlkokulu Acı olayın gerçekleştiği yer: Afyonkarahisar- Dinar, Bostancı köyü Çocukluğunun geçtiği yer : Denizli- Çivril Öğrenim gördüğü ilkokul : Denizli- Çivril 30 Ağustos İlkokulu Mezarının bulunduğu yer : Denizli- Çivril Belediye Mezarlığı Şefik Sınığ Isparta Gönen Köy Enstitüsü’ne gidiyor O yıllarda Çivrilli Osman Gürkan, Isparta- Gönen Köy Enstitüsü’nde tarım öğretmeni idi.

Çivril ve çevresindeki ilkokulu bitirmiş çocukları enstitüye götürüyor, oradaki kısa bir sınavdan sonra öğrenim görmelerini sağlıyordu. Götürdüğü öğrencilerin daha çok fakir ve köy çocukları olmasını tercih ediyordu. Osman Gürkan öğretmen Şefik Sınığ’ı da Gönen’e götürüyor. Böylece yoksul ve anasız babasız olan küçük Şefik’e öğretmen olabilmesi için devletin eli uzanmış oluyor. İlk görevine başlıyor Şefik Sınığ Isparta- Gönen Köy Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra ilk görev yerine (ne yazık ki son görev yeri olacak olan), yani Sütlaç Köyü İlkokulu’na tayin ediliyor.

Çocukluk yaşamı zorluklarla geçen Şefik Sınığ ideallerine kavuşmuş ve Anadolu’nun bir köy ilkokulunda öğrencilerine ders vermeye başlamıştır. Öğrencilerini, dünyanın tüm çocuklarını çiçeğe benzetmektedir. Her birinde kendi çocukluğunu ve yoksulluğunu görür. İsmail Tonguç babanın okullarını ziyarete geldiğinde en ön sıralardadır. Kalkınmanın köyde başlatılması gereğine o da yürekten inanır. Bu, binlerce yıl eğitimsiz bırakılan Anadolu’da köylere götürülen eğitim ışığıyla olacaktır. İşte artık o ışıklardan biri de kendisidir. Artık bu bakımsız bahçelerin bahçıvanlarıdır her biri. Dağlarda, yaylalarda, ovalarda, kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde bu susuz dağ çiçeklerine can suyu olacaktır. O şevkle ilk öğretmenliğine başlar.

Ve o acı olay gerçekleşiyor Kendisi o yıllarda futbola çok meraklıdır. Bostancı Köyü İlkokulu’nda da hem Çivril’den hem de Gönen’den arkadaşı Mehmet Aydeniz görevli. Sık sık kendi köyündeki futbol oynayan gençlerle o köye giderek maçlar düzenleniyor. Karşılıklı oynanan maçlardan sonra yine aynı Bostancı köyünde düzenledikleri futbol maçına Mehmet Aydeniz’in Çivril’deki futbolsever arkadaşları da davet ediliyor. Şefik Sınığ, içinde kendisinin de bulunduğu futbol takımındaki arkadaşları ve bu futbol maçını izlemek isteyen köylüler Sütlaç’tan Bostancı’ya geliyor. Mehmet Aydeniz’in Çivril’deki kendi köyü olan Koçak’tan davet ettiği arkadaşları da maça geliyor. Bostancı köyünde toplanan bu kişiler, ne yazık ki o gün hiç beklemedikleri anda acı bir olayın tanıkları da oluyorlar. Düzenlenen günde ve saatte futbol maçı başlatılıyor. Ancak oyunun ortasında futbol topu patlıyor. Futbol oynadıkları alandan topu tamir etmek için okulun bir sınıfına doğru yöneliyorlar. Şefik Sınığ topu tamir etmeye başlıyor. İçerideki insanların ağırlığına dayanamayan sınıfın tabanı çok fazla sallanıyor.

Zaten tahta tabandan örülmeye başlanarak yapılmış olan duvar bu sallantıyla da yıkılıyor. Orada bulunan herkes aniden kaçışıyor. Ama Şefik Sınığ kaçamıyor ve duvarın altında kalıyor. Yıkıntıların arasından hemen çıkarılsa da ağır yaralanmaktan kurtulamıyor. Çivril’deki öğretmen arkadaşlarına haber veriliyor. Süleyman Çavdaroğlu, Rüştü Özen, Hasan Başkaya, Mehmet Reşit Akay ve birkaç kişi daha bu çağrı üzerine ilçeden ayarladıkları bir kamyonla Sütlaç’a geliyorlar ve ağır yaralı Şefik Sınığ’ı Çivril’e getiriyorlar. O yıllarda ilçenin tek doktoru olan Şerif Gürsel muayene ediyor ve ne yazık ki omuriliğinin parçalandığını görüyor.

Çaresizce bu kez Çivril- Sütlaç arasında çalışan trenle görev yapmakta olduğu köyüne geri götürülüp yatağına yatırılıyor. Çileli yaşamı sona eriyor Şefik Sınığ gittikçe kötüleşiyorSürekli olarak “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin!” diye sayıklar ve bu sayıklamaları akşama kadar sürer. Ölürken yanına çağırdıkları; kimsesiz, kaderlerine terk edilmiş, yoksul köy çocuklarıdır. Onların her birini dağlarda, yaylalarda açan kır çiçeklerine benzetmektedir. Bu sözler kurgu değildir. Olaya şahit olan emekli öğretmen Rüştü Özen, Bostancı ve Sütlaç köylerinden çoğu kişi, Şefik Sınığ’ın ölmek üzere iken bu sözleri sürekli sayıkladığını doğrulamışlardır. Ve o ışık sönüyor… Bu sözler son sözleri olmuştur.

Çünkü özellikle o yıllarda ve o yıllara özgü idealleri olan her köy enstitülü öğretmen gibi onun da idealleri vardı. Cumhuriyetin idealist öğretmenleri olmanın önemini iyi kavrayan o öğretmenler, kendilerini Anadolu’nun her yerine saçılan tohumlar gibi görmekte ve her toprakta boy veren dağ çiçeklerine hayat vermek istemektedirler. Şefik Sınığ da bu öğretmenlerden biridir. Ama ne yazık ki Şefik Sınığ bu ideallerine kavuşamamıştır. Henüz 24 yaşındadır ve beklemediği bir anda ışığı sönmek üzeredir… Akşama doğru durumu kötüleşir ve son sözlerini söyledikten sonra ölüm gerçekleşir. Köy enstitülü bir ışık acı bir olayla sönmüştür. Takvimler 1949 yılını göstermektedir. Çivril’deki öğretmenler derneği olarak, yapılması gereken tüm işlemler yapılır. Mezarı kazdırılır, mezar taşı yazılır. ünlü şair Ceyhun Atuf Kansu bu acı olayı duyuyor Şefik Sınığ’ın arkadaşlarının Çivril’den Sütlaç köyüne gidiş gelişlerinde, yanlarında gidenlerden birinin konuğu olan üniversiteli bir genç de vardır.

O da yaşananların tanığı olmuş ve ölürken söylediği sözleri o da kendi kulaklarıyla duymuştur. Orada bulunan herkes gibi çok üzülmüş ve derinden etkilenmiştir. 1949 veya 1950 yılında bir tren yolculuğu sırasında Ceyhun Atuf Kansu ile karşılaşırlar. Genç de bu olayı ona anlatır. Kuşa, kurda, börtü böceğe, dağdaki yalnız ve kimsesiz açan çiçeğe, kısaca Anadolu’ya ve Anadolu gerçeklerine sevdalı olan ünlü şair de çok duygulanır. Bu olayı ölümsüzleştirmek için Şefik Sınığ’ın ölürken söylediği “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiirini kaleme alır. Bu şiiriyle Şefik Sınığ’ın acı yaşamını dile getirmiş ve ölümsüzleştirmiştir. Bu şiirle, o ölüm anını ölümsüzleştirmiş ve çağlar boyu seslenmesinin yolunu açmıştır. Dünyanın tüm çiçekleri her ilkbaharda bu çağrıya uyuyor Her ilkbahar geldiğinde mutlaka Çivril Belediye mezarlığına giderim.

Yine bir ilkbahar günü mezarlığa doğru yürüyorum. Giriş kapısına geldiğimde, aşağılardan yukarıya doğru mezarın bulunduğu tepeye uzanan yolun her iki tarafında yer alan ağaçların çiçeğe durduğunu ve o kendilerine has kokularını yaydıklarına tanık oluyorum. Gerçekten de etrafa çok güzel çiçek kokuları yayılıyor. Mezarının bulunduğu tepeye vardığımda da bir bakıyorum ki dünyanın bütün çiçekleri orada. Sanki Şefik Sınığ’ın çağrısına uyarak, bu ilkbaharda da sanki sözleşmişçesine buradalar! Gerçekten de her taraf rengârenk çiçeklerle dolu. Bu çiçekleri gördüğüm an, yorgunluğum geçiveriyor. Her gelişimde olduğu gibi biraz hüzünleniyorum. Hüzünlenmemin nedeni, gönderdiklerimizin gidip de geri dönemeyeceği yerde oluşumla ilgili… Az sonra hüzünle beraber tatlı bir huzur kaplıyor içimi ve sonra çok mutlu oluyorum. Sanki bu mutluluğuma bu çağrıya uyup gelen tüm çiçekler de katılıyor gibi. Çünkü her ilkbaharda sadece duyan kulaklara fısıldanan güzel bir nağmeyle “İşte, dünyanın bütün çiçekleri buradayız” dercesine hafifçe esen bir rüzgârın eşliğinde dans ettiklerini görüyorum…

Sonra bir köşeye oturup doğanın bu döngüsünün ve ritminin sessiz tanığı oluyorum… Çiçeklerin arasında saatlerce oturuyorum. Güneşin artık batmakta olduğun farkına varıyorum. Birazdan her yanı gecenin karanlığı kaplayacak her yanı. O tepeden, geldiğim yolu takip ederek iniyorum. Ama biliyorum ki yarın ve daha sonraki yarınlarda her sabah güneş bu tepenin de üzerine doğacak. Ve her taraf aydınlanacak. Çiçeklerin bu gösterisi, çiçekten tohuma, tohumdan çiçeğe dönüşünceye kadar hep sürecek.

Kısacası, doğanın bu döngüsü devam edecek ve dünyanın bütün çiçekleri Şefik Sınığ’ın mezarının bulunduğu tepede her ilkbahar aylarında yerlerini alacak… Yazan: Mümtaz BAŞKAYA-Emekli Öğretmen Çivril/Denizli DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum Bütün çiçekleri getirin buraya, Öğrencilerimi getirin, getirin buraya, Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer Bütün köy çocuklarını getirin buraya, Son bir ders vereceğim onlara, Son şarkımı söyleyeceğim, Getirin getirin… ve sonra öleceğim. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum, Kaderleri bana benzeyen, Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları, Geniş ovalarda kaybolur kokuları… Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri, Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni, Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini Bacımın suladığı fesleğenleri, Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini, Avluların pembe entarili hatmisini, Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın. Aman Isparta güllerini de unutmayın Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum. Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum. Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım, Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden, Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden, Ne güller fışkırır çilelerimden, Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim, Korkmadım, korkmuyorum ölümden, Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Baharda Polatlı kırlarında açan, Güz geldi mi Kopdağına göçen, Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen. Muş ovasından, Ağrı eteğinden, Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni, Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, En güzellerini saymadım çiçeklerin, Çocukları, öğrencilerimi istiyorum. Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini, Köy okullarında açan, gizli ve sessiz, O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek. Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek, Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Ben mezarsız yaşamayı diliyorum, Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum. Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın, Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın, Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım, Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim, Çiçeklerde açar benim gizli arzularım. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Okulun duvarı çöktü altında kaldım, Ama ben dünya üstündeyim, toprakta, Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta, Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım, Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım, Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir. Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya, Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya. CEYHUN ATUF KANSU

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.